Pedofillerin Psikopatolojisi ve Kişilik Özellikleri

39 0

Son skandallar nedeniyle, pedofili, halk tarafından yaygın olarak bilinen birkaç psikiyatrik bozukluktan biridir. DSM-IV ve DSM-IV-TR’de sınıflandırılan pedofili, ergenlik öncesi çocuklara karşı kalıcı cinsel çekim ile karakterize edilmiştir. Bu makale, pedofili hastalarıyla karşılaşan klinisyenlerin bir değerlendirme yapmasına ve uygun tedavi yöntemine karar vermesine yardımcı olmak için ve pedofilinin psikolojisi ve psikopatolojisine ilişkin güncel literatüre genel bir bakış sunmak için yazılmıştır. Ayrıca, çocuklara cinsel ilgi duyan kişilerin daha iyi anlaşılması için ve çocukluk çağı cinsel istismarının ciddi yıkıcı etkilerinden korunmaya yardımcı olmak için kritik öneme sahiptir.

DSM-IV ve DSM-IV-TR’ ye göre pedofili, ergenlik öncesi, genellikle 13 yaşından küçük çocuklara karşı cinsel fanteziler kuran, çocuklarla cinsel olarak uyarılan, çocuklara karşı cinsel duygular besleyen, bu duygular çerçevesinde harekete geçmiş ve bu hissiyatı en az 6 ay boyunca sürdüren kişi olarak tanımlanmaktadır.

Pedofiliyle alakalı iki büyük sorun vardır. Birincisi, hüküm giymiş veya tutuklanmış cinsel suçlular, dürtülerine göre hareket etmeyen ya da onları harekete geçiren ancak yakalanmayan pedofilik bireylerden önemli ölçüde farklı olabilir. İkincisi, bir çocuğu cinsel olarak istismar eden herkes pedofili değildir. Yani böyle bir kişi ergenlik öncesi çocuklara karşı zorunlu bir cinsel isteğe sahip olmayabilir.

Erkek ve Kadın Pedofiller

Çocuklara karşı cinsel suçluların çoğu erkektir ancak kadın suçlular hüküm giymiş cinsel suçluların %0,4 ila %4’ünü oluşturabilmektedir. Yayınlanmış raporlara dayanarak McConaghy erkek-kadın oranının 10’a 1 olduğunu tahmin etmektedir. Bununla birlikte çoğu araştırmacıya göre kadın pedofiller için olan mevcut tahminler doğru değildir ve gerçek sayıyı yeterince temsil etmemektedir. Bunun için genç erkekler ve yetişkin kadınlar arasındaki cinsel ilişkilerin olumsuz etkilerini göz ardı etmeye yönelik toplumsal bir eğilimin olduğu gibi sebepler öne sürülmüştür. Pedofili örneklerinde kadın sayısının düşük olması nedeniyle aşağıda tartışılan çalışmaların çoğu yalnızca erkek örneklerinden alınmıştır.

Pedofili Alt Grupları

DSM-IV bu konuyu direkt ele almasa da olası bir pedofili ile karşılaşan klinisyenler için en önemli tanısal konu hastanın çocuklar için oluşturabileceği tehlikedir. DSM-IV’ün pedofili teşhisi altında birkaç alt grup listelenmiştir:

  • Erkeklere, kadınlara ya da her iki cinsiyete cinsel ilgi duyan kişiler
  • Davranışları ensestle sınırlı olanlar
  • Sadece çocuklara ilgi duyan kişiler

DSM-IV’te listelenmemiş olmasına rağmen gerçek ve fırsatçı pedofiller arasındaki ayrım muhtemelen daha büyük tanımsal öneme sahiptir. Bu terimler sabitlenmiş ve gerilemiş pedofiller ile tercihli ve durumsal pedofilleri içerir.

Gerçek pedofiller, ergenlik öncesi çocuklara ısrarcı ve odaklanmış cinsel çekim gösterendir. Cinsel uyarılmanın fizyolojik ölçümlerinde pedofilik uyaranlara karşı spesifik uyarılma gösterirler ve çocuklara karşı tekrarlayan cinsel dürtüler yaşarlar. Fırsatçı pedofillerin çocuklara yönelik cinsel çekiciliği daha azdır. Çocuklarla cinsel ilişkiye girmelerinin sebebi, madde kullanımına, disinhibisyon veya yetişkin bir cinsel partnerle bağlantı kurmanın zorluğu gibi koşullara bağlı olabilir.

Çocukları taciz eden kişilerin farklı şekillerde motivasyonları olabileceği varsayılıyor. Örneğin, gerçek pedofiller anormal cinsel istekle daha fazla motive olurken fırsatçı pedofiller dürtülerini engelleyememekle daha iyi karakterize edilebilir. Sonuç olarak pedofili araştırmaları göz önüne alınınca gerçek ve fırsatçı pedofiller arasındaki fark, çeşitli psikolojik özelliklerle ilgili sıklıkla çelişen bulgulara bakılınca önemli olduğu anlaşılmaktadır. Belki daha da önemlisi, araştırmalar “gerçek” pedofillerin tekrardan suç işlemeye karşı daha fazla riski taşıdığı desteklenmiştir. Dolayısıyla bu ayrım DSM-V’de ele alınmaya değer olabilir.

Klinisyenlerin tüm pefodillerin aynı olmadığını anlaması kritik derecede önemlidir. Yani klinisyenler ergenlik öncesi çocuklara yönelik çekiciliğin uzun süredir devam eden sapkın bir cinsel dürtü mü yoksa koşullara veya eşlik eden psikopatolojiye yanıt olarak gelişen daha kısa vadeli, sınırlı bir sorunu mu yansıttığını değerlendirmelidir. Tedavi ve önleme sonuçları ile halka yönelik riskler buna göre değişir çünkü araştırmalar “gerçek” pedofillerin en büyük tekrar suç riskini oluşturduğunu göstermektedir.

Pedofilinin Psikolojik Özellikleri

 Farklı psikolojik özellikler, pedofilik davranışın altında yatan mekanizmalara dair ipuçları verir ve potansiyel tedavi hedefleri sunar. Daha spesifik olarak çocukları cinsel olarak taciz eden kişi hem motivasyonu hem de inhibisyonu bozmuştur. Olası motivasyon faktörleri arasında sosyal kaygı ve “istismar edilen-istismar eden teorisi” yer alır. Olası engelleyici faktörler arasında dürtüsellik, bilişsel çarpıtmalar ve psikopati bulunur. Ek olarak nörobiyolojik anormallikler, motivasyonel veye engelleyici işlev bozukluğu ile ilgili olabilir. Bu faktörlerin tümü herhangi bir kişide rol oynayabilir ancak bireysel pedofiller psikolojik profillerinde büyük farklılıklar gösterebilir.

Sapkın Motivasyon

Pedofillerin, sosyal kaygı, zayıf özgüven veya yetişkinlerle uygun cinsel ilişkileri engelleyen diğer kişilik özelliklerine yanıt olarak çocuklarla cinsel ilişki kurmaya çalıştıkları varsayılmıştır. Bazı araştırmalar, C kümesi kişilik bozukluğu özelliklerinin yüksek düzeylerinin, zayıf benlik saygısı ve bozulmuş atılganlığın varlığını belgelemiş olsa da bu özelliklerin pedofiliye özgü olması pek olası değildir.

Pedofilik kişilerle ilgili yakın zamanda yaptığımız kendi araştırmamızda, anlatı verileri, bazılarının kişilerarası becerilerindeki bozulmaya tepki olarak çocuklara yöneldiğini ortaya koydu. Diğerleri, pedofilik dürtülerinin bir sonucu olarak utanç, düşük benlik saygısı ve sosyal kaçınma duygularını bildirdiler.

İstismar edilen-istismar eden teorisi, başka bir pedofilik motivasyon modeli sunar. Bu, bir pedofilin kendi çocukluğunda olan cinsel istismar geçmişinin onu pedofilik eğilimlere yatkın hale getirdiğini gösterir. Gerçekten de bu, literatürde sağlam destek alan önerilen tek etiyolojik faktördür. Pedofillerin geçmişerinde çocuklukta cinsel istismar insidansı tahminleri %40 ile %100 arasında değişmektedir. Kadın suçluların çocuklukta cinsel istismar insıdansı daha da yüksek olabilir. Ayrıca, pedofilik suçlular, daha büyük yaş gruplarına yönelik cinsel suçlulara ve cinsel olmayan suçlulara göre daha yüksek çocukluk cinsel istismarına sahiptir. Son olarak toplulukta yaşayan rastgele seçilmiş bir erkek örneğinde birden fazla cinsel olay bildirmiş olan erkeklerin, kendi çocukluklarında cinsel istismara uğramayan erkeklere göre 13 yaş ve altındaki çocuklarla cinsel ilişkiye girdiğini bildirme olasılığı, neredeyse 40 kat daha fazlaydı (%0,2’ye karşı %7,7).

Bu nedenle çocukluk çağı cinsel istismarının pedofilik eğilimlerin gelişmesinde önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Bunun altında yatan mekanizma açık değildir. Saldırganla özdeşleşme ve yetişkin-çocuk cinsel aktivitesinin normalleştirilmesi gibi psikolojik süreçler önerilmiştir. Erken çocukluk döneminde devam eden istismarın, pedofilik cinsel arzuya yatkınlık yaratan nörogelişimsel anormalliklerle sonuçlanabileceğini öne sürdük.

Bununla birlikte çoğu çalışma pedofillerin önemli bir bölümünün çocukken istismara uğramadığını ileri sürmektedir. Bu, geçmiş travmalarla ilgili inkar ve/veya yetersiz işlenmiş duygular nedeniyle eksik bildirimi yansıtıyor olsa da, veriler çocuklukta cinsel istismarın çocuklara yönelik cinsel çekiciliğin gelişimi için ne gerekli ne de yeterli olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, çocuklukta istismar öykülerinin “fırsatçı” olanlardan ziyade “gerçek” pedofillerin karakteristiği olması da mümkündür.

Bir dizi çalışma pedofilinin nörobiyolojik veya nöropsikolojik bağlantılarını araştırmıştır. Bazı çalışmalar, sağlıklı kontrollere kıyasla pedofillerde düşük IQ’yu göstermiştir. Frontotemporal bölgelerdeki kortikal anormallikler, amigdala ve ilgili limbik yapılarda subkortikal anormallikler olduğu gibi MRI, pozitron emisyon tomografisi, BT ve elektroensefalografi kullanılarak da belgelenmiştir.

Temporolimbik anormallikler anormal cinsel uyarılma kalıpları yoluyla anormal motivasyonla ilgili olabilirken, ön disfonksiyonun disinhibisyonun altında yatabileceğini tahmin edebiliriz. Ancak, tüm çalışmalar böyle bir bozukluğu belgelememiştir ve nörobiyolojik ve nöropsikolojik literatür çelişkilidir. Pedofil ve demografik olarak eşleştirilmiş sağlıklı kontrolle yaptığımız çalışmada, kişilik ölçümlerinde oldukça önemli farklılıklar olmasına rağmen yürütücü işlev testlerinde hiçbir fark bulamadık.

İnhibisyonda bozulma

Engelleyici işlev bozukluğu ile ilgili olarak, dikkate alınması gereken 3 alan, dürtüsellik, bilişsel çarpıtmalar ve psikopatiyi içerir. Dürtüsellik, sonuçların yetersiz değerlendirilmesi yoluyla ketlenmeyi, pedofilik davranışın sonuçlarının yanlış anlaşılması yoluyla bilişsel çarpıtmalar ve özellikle genç kurbanlar olmak üzere başkalarına verilen zararla ilgili yetersiz endişe yoluyla psikopatiyi engelleyebilir.

Önemli veriler, pedofil örneklerinde yüksek düzeyde dürtüsellik veya dürtü kontrol bozukluklarına işaret etmektedir. Bununla birlikte, bu bulgular tutarlı değildir ve en şiddetli psikopatolojiye sahip olan ve/veya yakalanma olasılığı en yüksek olan pedofillerde eşlik eden psikopatolojiyi yansıtıyor olabilir. Ek olarak, bulgular spektrumun fırsatçı tarafındaki pedofilleri karakterize edebilir.

Gebhard tarafından yapılan 1967 araştırmasında, pedofilik suçların çoğu (%70 ila %85) dürtüsel olmaktan ziyade önceden planlanmıştı . Benzer şekilde, çalışmamızda pedofiller, bir grup afyon bağımlısı kontrol grubuna göre dürtüsellik ölçeğinde daha düşük puanlar sergilediler. Dahası, pedofillerin puanları, sağlıklı kontrollerin puanlarından neredeyse ayırt edilemezdi. Pedofil rahipler gibi yüksek düzeyde sorumluluk gerektiren zorlu işleri sürdüren pedofillerin nispeten yüksek yaygınlığı, aynı zamanda dürtüselliğin merkezi bir rolüne karşı çıkıyor. Dolayısıyla, dürtüsellik bazı pedofilleri karakterize edebilir fakat hepsi için geçerli değildir.

Pedofiller, cinsel dürtülerini genellikle ego-sintonik olarak yaşarlar. Muhtemelen, sosyal olarak yaygın olarak kınanan davranışları haklı çıkarma çabasıyla, pedofiller çocuklarla cinsel etkileşimlerini sıklıkla rasyonelleştirir, en aza indirir ve normalleştirir, bazen de sanrısal düşünce noktasına kadar. Buna bağlı olarak, birkaç çalışma bu popülasyonda yüksek düzeyde şizotipal ve diğer A kümesi kişilik özellikleri kaydetti.

Özetle, araştırmalar bilişsel çarpıtmalar ve cinsel istismar öyküleri için oldukça tutarlı kanıtlar, psikopatik özellikler için oldukça tutarlı kanıtlar ve kaçınmacı kişilik özellikleri, dürtüsellik ve nörobiyolojik veya nöropsikolojik bozulma için karışık kanıtlar göstermektedir.

Sonuç olarak, pedofilik bir hastayı değerlendirirken klinisyenler, eşlik eden dürtüsellik, sosyal ketlenme, nörobilişsel işlev bozukluğu, psikopatik özellikler ve bilişsel çarpıtmaların düzeyini göz önünde bulundurmalıdır. Bu özellikler, pedofilik dürtülerin engellenmesinin önündeki engellerin yanı sıra motive edici faktörlerin daha eksiksiz bir resmini verebilir.

Yazar: Lisa J. Cohen, PhD; Igor I. Galynker, MD, PhD

Kaynak

Yazan/Derleyen: Zeynep Epdenli

Bir cevap yazın